Verecek cevaplarının olmasıdır huzur, insanın kendine sorusu bitmez zira. Verdiğin cevaplar ne kadar seni tatmin ediyorsa o kadar huzurlusundur.
İnsan huzuru yakalamak adına kendini kandırmaya meyillidir. Huzurunu kaçıracak her eylemi için bir neden bulabilir, o nedenler kendini ikna ettiği ölçüde de huzuru yakalar. Bir de dışarıdan huzuru bozacak etmenler vardır, parasızlık mesela temel ihtiyaçlarını karşılayamamaya yol açar ki huzursuz eder insanı, verilen sözleri tutamamak da öyle. Diyelim ki verdiğin sözü tutmamak için kendini ikna ettin ama bu sefer de karşı tarafı ikna edemezsen gelir yine senin huzurunu bozar.
Para, din, felsefe, hepsi huzuru arar. Klasik söylemdir; “yastığa başını koyduğunda “huzur” içinde uyumalısın” . Paran varsa gelecek kaygısı yaşamazsın ve yarının ne olacak sorusuna vereceğin cevap seni ikna eder. Bir dini inancın varsa ve inancının gereklerini yerine getiriyorsan “iyi insan” olduğuna ikna edersin kendini. Hadi edemedin diyelim, her an tövbe edip, günah çıkartıp, sevap işleyip vb dini bağışlanma yollarıyla iyi insanlığa geçiş yapabilirim düşüncesi beyninin bir kenarında ikna etmek için hazırdır. Felsefe iyi insanın, doğru davranışın cevaplarını arar binlerce yıldır, onlarca farklı yöntemle.
İnsanlar da çeşit çeşittir. Kimi işine sarılır ya da toplumdaki rolüne. İşini iyi yaparak topluma faydalı bir insan olduğuna inanmak ve “huzur”la başını yastığa koymak ister. Kimi iyi bir baba-anne, eş, evlat vb olarak “iyi insan” olmayı arar, huzur için. Kimi bedeninin ihtiyaçlarını giderir spor yapar, sağlıklı beslenir, kimi ruhunu doyurur yogaya meditasyona sarılır, müzikte sanatta arar huzuru. Toprağa yönelir kimi, kimi denize. Ama ne yaparsa yapsın, hayat devam ettikçe huzursuzluk da bir yandan kovalar insanı. O kovaladıkça huzura kaçmak ister insan. Bir köşesinden tutunmak ister huzura. Huzurun saçından tutsan bacağından çeker huzursuzluk, kolundan yakalasan beline sarılır. Bu devinim bu kovalamaca , bu kaçış hiç bitmez.
Bu yüzden “huzur” molalarına ihtiyaç duyarız. İç huzurdan bağımsız bizi dünya telaşesinden uzaklaştıracak, başka başka düşüncelere sevk edecek uyaranlarla, huzur molasına çıkmak isteriz bazen. Maviye ihtiyaç duyarız, yeşili ararız. Kırmızıdan, sarıdan, turuncudan, mordan kaçıp durgunlaşmak isteriz. Siyahın, beyazın keskinliğinden uzaklaşıp mavinin dinginliğine, yeşilin binbir tonuna bırakıp kendimizi, huzur denizinde kaybolmak isteriz bir süre.
Ne sıcaktır çünkü huzur, ne soğuk. Üşürken ısınmak gibidir, sarıldığın battaniye, çıtır çıtır yanan bir soba ya da sevgilinin sıcak tenidir. Yanarken serinlemek gibidir, esen bir meltem, yüze vurulan su, soğuk bir içecektir huzur.
Bu molayı alırsın, oksijenle doldurursun ciğerlerini, sonra kaçma kovalamaca oyununa dönersin, daimi huzuru yakalamak için.
Huzur ve mutluluk karıştırılır çokça. Hayat için “mutluluğu arayarak geçen bir yolculuk” denir bazen. Ama bence eğer bir yolculuksa hayat, huzuru aramak için yapılan bir yolculuktur. Mutluluk bu yolculukta küçük anlar olarak yaşanır görmesini bilirsen.
Bir gün bu yolculuk biter kaçınılmaz olarak ve ardımızdan o temenni gelir, yolculuğun hedefine varmış olması umularak;
“Huzur içinde uyu”