MED-CEZİR

  (B&WO Dergisi  2010 Aralık Sayısında çıkan yazımdır)

Hiçbir ilişkisi 15 günden uzun sürmeyen bir arkadaşım vardı. Hepimiz çok eleştirirdik Onu. Ne istediğini bilmeyen, uçarı, birlikte olduğu kişilerin kalbini kıran biri olarak değerlendirir, ilişkilerindeki bu tutumu nedeniyle çok kızardık Ona tüm arkadaş çevresi olarak. Oysa O, her ilişkisinde delice aşık olduğunu, niyetinin kimseyi kırmak, üzmek olmadığını söylerdi, “ama” derdi, “aşk bende bir hafta sürüyor, ikinci hafta nasıl ayrılacağımı planlamakla geçiyor zaten”Aşk’a aşık olmak deniyor buna. Aşkın bünyedeki yarattığı, hoşluğa, melankolizme, yaratıcılığa, vücuda enjekte ettiği afyona aşık olmak. Kim aşık değildir ki bu duyguya. Hangi yazıyı, hangi şiiri açarsanız açın, sevgiliye yazılan güzellemeler, aslında aşka yazılmıştır, “güzelliğin on par’ etmez bu bendeki aşk olmasa” diyerek olabildiğince net ve olabildiğince şairane anlatıvermiştir ozan Aşık Veysel bu durumu. Platon, yarımızı yaradılışta kaybettiğimizi söyler ve hayatımız boyunca yana yakıla kaybettiğimiz diğer yarımızı aradığımızı. Onu bulana kadar mutsuzuzdur. Bulduğumuzu sandığımız anda yaşadığımız illüzyonun adına da aşk deriz.Sonsuz mutluluğa o kadar yaklaşmışızdır ki avuçlarımız terlemeye, kalbimiz lokomotif gibi çalışmaya, baktığımız her yerde bizi tamamlayacak ruh ikizimizi görmeye başlamışızdır. Onsuz geçen dakikalar saate, saatler aya dönüşmüştür, Onu görmediğimiz her an karnımıza ağrılar girer, yanımızdayken zaman durur, hava hep güneşlidir, en kötü insanlar bile sevimli görünmeye başlar, sürekli Onunla konuşmak ister, yanımızdan hiç ayrılsın istemeyiz, başka birisinin Onu elimizden alıvereceği korkusu aklımızı başımızdan alır, güvendiğimiz  zekamız, bizi yarı yolda bırakmış, muhakeme yeteneğimiz kaybolmuş, gururumuz alıp başını gezmeye çıkmış, hatta şair Cemal Süreya’ya “Daha nen olayım isterdin/ onursuzunum senin” dizelerini yazdıracak, bize de aşk üzerine yazılmış en hakiki şiirdir dedirtebilecek kıvama gelmişizdir.Bu duygulara gerçekten aşık olunur, bu duyguları bize yaşatanlara da gönülden teşekkür edilir, tıpkı İlhan Berk’in yaptığı gibi “Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;  /Gökyüzünün huysuz maviliği içindi; /Elma kokan bir Türkçe’yle konuştuğun içindi;  /Ölümün sefil, kötü belleği içindi; /Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi; /Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi; /Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi; /İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür ederim”
Buraya kadar her şey çok güzel,ama işte buraya kadar. Sorun, bulduğumuz ruh ikizimizin, ya da bilindik deyimle elmanın ikinci yarısının, diğer yarıyı tamamlamamasıyla su yüzüne çıkar. İki yarımdan bir bütün çıkmamıştır 1+1 =1 etmemiş, sonuç her zamanki gibi yine iki olmuş, matematik mucizesi gerçekleşmemiştir. Tutkuyla yaşadığımız aşkımızı bir ilişkiye dönüştürebildiysek, ilk etapta, sevgilinin tüm kalelerinin zapt edilememesinin verdiği huzursuzluk başlar. (Hangi tarafta olduğu önemli değildir) “Neden seni seviyorum demiyorsun” “O erkeğe/kadına neden öyle baktın” “ne düşünüyorsun” gibi sorular gidip gelmeye, başlardaki rüya halinden yavaş yavaş puslu bir gerçekliğe doğru yol alınmaya başlanmıştır. Bu ilişki bir evliliğe evrilebildiyse artık ortak bir yaşam söz konusudur. Ruh ikizimizin tek yumurta  olmadığı tokat gibi yüzümüze çarpacaktır. Kalp çarpıntılarının, karın ağrılarının, yerini  “yürümüyor işte” “hep aynı şeyler oluyor” “hatalarını asla kabul etmiyor” bu ilişki onun umurunda bile değil” “ilişki iki kişiyle yürür ama o her şeyi benden bekliyor” gibi serzenişler  alacaktır. Peki yürümez mi evlilikler? Yürür. İletişim ve sorun çözme becerimiz yüksekse, kaba tabiriyle “ortak yaşamdaki işbölümü ve anlayışla”, fiyakalı tabiriyle “birlikte yürünülen yolda yaşamı paylaşmakla” yürür evlilikler. Aşkla değil.Yoksa, bir bedenin bir bedeni arzulaması üzerine kalıcı bir şey inşa edilemez. Arzu med cezir gibidir, bir çekim gücü oldu mu duygular kabarır ama bu sonsuza kadar sürmez.O yüzden biz aşka aşığızdır, o duyguların kabarma anına, aşkın bize yaşattıklarına, ayağımızı yerden kesmesine, bulutların üstünde yürütmesine, boşuna mı aşık olmuştur Usta Nazım bir çok kez, Piraye’ye, Münevver’e Galina’ya Vera’ya ve hatta Semiha’ya* Suat’a** Cahit’e*** . O yüzden aşk, uçarıdır, havaidir, geçicidir, ama güzeldir, yaşanılasıdır, vazgeçilmezdir,üretkendir,hüzünlüdür,acı verir ama lezzetlidir. “Mutlu Aşk Yoktur”**** ama mutluluğun arayışıdır aşk ve  tek kişiliktir Yılmaz Odabaşı’nın dediği gibi;
tek kisilik kalabaliktir ask. 
ask tek kisiliktir; ikinci bir kisiye bilet yoktur. 
kendinin yayasidir askta ikinci kisi, 
kendinin mayasi; herkes sevgisini sever…

*           :Semiha Berksoy  ;Ünlü opera sanatçıımız

**         :Suat Derviş      ;Asıl adı Hatice Saadet Baraner olan Fosforlu Cevriye’nin yazarı Nazım Hikmet’in kendisi için “ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; bir kere eğemedim bu kadının başını” dizelerini yazdığı kadın

***        :Cahit Uçuk       ;Edebiyat hayatına Nazım Hikmet’in çıkardığı Yarım Ay dergisindeki hikayelerle başlayan babıalinin en güzel kadınlarından ünlü yazarımız.

****       :Louis Aragon

Yorum bırakın