YALANCI!!!

Güneşin kalın giydiğinde yaktığı ince giydiğinde ısıtmadığı mevsim geçişleri vardır ya, üstündeki kışlık giysini – zırhını- inatla çıkarmak istersin,yanmaktan bunalmışsındır… Çıkarırsın ve üşürsün.Üşüdüğüne inanmak istemezsin, gölgelerden kaçar, güneşin vurduğu yalancı sıcaklıklara koşarsın, bölgesel ısınmalardan mutlu olursun, sana iyi geldiğini iddia edersin. D vitamini depoluyor, enerjiyle doluyorsundur güya. Ama içten içe üşüyor, ve ne kadar kabul etmesen de bu güneşle kamufle olmuş  soğuğun seni hasta  edeceğini  de biliyorsundur. Ve çok geçmeden güneş kaybolur, soğuk gerçek yüzünü gösterir. Hemen ceketini, montunu geçiririsin sırtına, artık zırhını kuşanmışsındır ama heyhat, soğuk çaktırmadan -aslında çaktırarak- vücuda sızmıştır. Soğuğu yiyen bünye şifayı kapmış, yarayı almıştır, zırh faydasızdır artık.

Mevsim geçer, soğuk kaçmış, muzaffer güneş gerçekten ısıtmaya başlamıştır. Ama yaralısındır şimdi, zırhı çıkaramazsın, yaranın mikrop kapacağından korkarsın.

Mevsim geçişimdeki güneşimdin sen benim. Bazıları yalancı bahar diyorlar sana, ama ben diyemem. Dilim varmaz sana yalancı demeye. Ben gönüllüydüm sana inanmaya,  Şubat güneşine kanan meyve çiçekleri gibi masum değildim. Ardından gelecek soğuğu bile bile açtım sana kendimi. Yalanı sen söyledin,  ama kendimi ben kandırdım.

Yoksa sana yalancı demek işin en kolayı.

Yorum bırakın