B&WO DERGİSİ 2011 AĞUSTOS SAYISINDA YAYINLANAN YAZIMDIR(Kübra Doğan’ın yazıp yönettiği Four Rules Of Love isimli kısa filmden esinlenilerek kaleme alınmıştır)Emin olamıyordu kızın da kendisiyle aynı duyguları paylaştığından. Bir aydır görüşüyorlar, akşamları geziyorlar, dertleşiyorlar , sırlarını paylaşıyorlardı. Bu kadar güzel olmasa, çoktan kızın da gönlünün kaydığını düşünecekti ama kız çok güzeldi. Emin olmalıydı kendi kendine gelin güvey olup kızın gözünde küçük düşmekten korkuyordu. Gecenin onbirinde kızı evine bırakırken, eve giden dar ve karanlık yollarda kız koluna girmişti. İzlediği filmdeki hayata da uyarlanan aikido kuralı geldi hemen aklına “Temas varsa yapış” Kızın eğretice kolunu tutan elini kavradı ve öne doğru çekerek tam olarak koluna girmesini sağladı. Artık iyice yakındılar tek bir vücut gibi yürüyorlardı .Mutluluğuna diyecek yoktu, oldu bu iş diyordu içinden, hele kız konuşmasını duymak için eğildiğinde bal rengi lüle lüle yumuşacık saçları yüzüne değmiyor muydu, parfüm kokusuna karışan şampuan kokusunu duyumsadıkça söylediklerini unutacak gibi oluyor, saçmalamamak için büyük çaba harcıyordu. Ama s saçmaladı ve ne yaptığını fark etti. Kız da biraz kendini geri mi çekti ne?Abartmış mıydı aslında çok da bir şey yapmamıştı ama ya kız yanlış anlarsa. Kural yapış diyordu, yapışmıştı işte. Ama kural başka bir şey daha diyordu hangi kuralı uygulayacaksan zamanlamasını doğru seçeceksin , yani her şeyin başı doğru zamanlama. Peki şu an doğru zaman mıydı? Belki de değildi. Belli ki değildi, kız geri çekildiğine göre zamanlama doğru olamazdı. Kızın, kolunun içinden geçen sağ elinin üstünde kendi sağ eli vardı.Elini tutmakla tutmamak arasında bir dokunmaydı bu, ne bir sevgili gibi elini kavrıyor ne de soğuktan ya da korkudan koluna girilmiş herhangi bir arkadaş gibi kalıyordu, bu hamleyle aklısıra kızı rahatsız etmeden elini tutmanın bir yolunu bulmuştu, yine de bu düşünceler düşünce aklına hemen çekti elini, kolunu da gevşeterek kızın kolunun kurtuldu kurtulacak bir duruma gelmesini sağladı. Zaten kızın evine de varmışlardı. Ummadığı bir şey oldu. Kız kahve içmeye davet etti. İçinde fırtınalar kopmasına rağmen nezaketen reddetmeyi düşündü “hafta içi, yarın işe gideceksin” falan gibi birşeyler geveledi ağzında kız da hiç ısrar etmedi “valla sen bilirsin ben kahve içmeden yatmıycam gelirsen birlikte içeriz gelmezsen ben tek başıma içerim” deyiverdi. İkinci kural geldi aklına “izin veriyorsa gir” Durum öyle bir denk gelmişti ki kuralın kelime anlamıyla bile örtüşüyordu. Daha uygun bir durum olamazdı heralde . “Madem öyle diyorsun geliyim bari zaten sohbete de doymadım” diyerek ayakları yere basmadan çıktı yukarı kalbi yerinden fırlayacaktı sanki. Tamam dedi bu iş bitti, artık aramızda bir ilişki başlıyor, demek ki O da bana karşı boş değilmiş. Kız kahveyi yaptı, kahveyi içtiler, sohbet koyulaştı, kız çay demlemeyi önerdi saat geç olmasına rağmen “izin veriyorsa gir” düsturuyla reddetmedi hatta kız mutfağa gidince peşinden gitti çünkü bir başka kural da “çekilirse takip et”diyordu. Mutfakta çaya yardım etti, kız çayın suyunu demini hazırlarken bardakları ayarladı, şekerin yerini sordu , malzemeler hazırlanırken yine yakınlaştılar, elleri birbirine temas etti, utandı ama kız umursamamıştı sanki, demek ki hala doğru zamanlama değil diye düşündü. Çay demlenene kadar mutfakta ayak üstü sohbet ettiler. Artık stresi azalmıştı, nasıl olsa birkaç bardak çay içene kadar buradaydı bu da en az bir saat ederdi. E bir saate kadar da birşeyler olurdu heralde. Nasıl olsa kuralları tam olarak uyguluyordu. Çay olunca sen dur ben doldururum nezaket gösterisi yaşandı. Galip geldi ve kız bitirici hamleyi yaptı. “Ben de üstüme rahat bir şeyler giyeyim bu elbiseyle çay içemiycem” dedi. Artık bunun üstüne kızın yapabileceği bir şey yoktur heralde dedi içinden. Amerikan filmlerindeki bütün klişeler yerine gelmişti. Kahve içmeye eve davet edilmişti, kız rahat birşeyler giymek için yatak odasına gitmişti. Çayı nasıl doldurduğunu anlamadı bile. İzlediği kısa filme göre burada kızın peşinden yatak odasına gitmeliydi. “Çekilirse takip et” filmde tam da burada uygulanıyordu. Tamam dedi ben de gidiyorum. Birden nabız atışları yükseldi, sanki nefes alamıyordu, avuç içleri terlemeye başladı bütün cesaretini topladı yatak odasına doğru bir adım attı, sonra ikinci adım üçüncü adımı atarken yavaşladı. Unutma doğru zamanlama yapamazsan bir çuval inciri berbat edersin . Ya kız gerçekten rahat birşeyler giymek için gittiyse , üzerindeki elbise de hiç rahat bir şey değildi zaten. Ya peşinden yatak odasına girdiğinde “ne yapıyorsun sen, çıldırdın mı” gibi bir tepkiyle karşılaşırsan, ya buraya kadar getirdiğin ilişkiyi salakça bir zamanlama hatasıyla berbat edersen. Düşünsene kız bir daha yüzüne bile bakmaz üstelik haklı da olur. Kafasından bunlar geçerken durdu dördüncü adımı atamadı bile. Ne kasıyorum diye düşündü, kız zaten seksi bir gecelikle falan gelecekti yanına sonrasında zaten ne yapsa nasıl davransa zamanlama doğru olacaktı, riske girmeye gerek var mıydı. Sıradan pembe bir eşofman altı, fıstık yeşili, festival eşantiyonu bir tişörtleçıktı kız odadan. Yüzündeki hayal kırıklığı ifadesini saklayamadığından emindi. O gece sabah altıya kadar oturdular, kah kısa bir sessizliği paylaştılar, kah kahkaha dolu bir anı, yeri geldi dizlerine yatan kızın saçlarını okşadı, yeri geldi tutulan omuzlarına masaj yaptı. Filmden öğrendiği fena halde hayata benzediği iddia edilen dört aikido kuralını da elinden geldiğince uygulamaya çalıştı . İzin veriyorsa girdi, temas varsa yapıştı, gücün karşısında durmadı çekildiğinde takip etti, ama hiç doğru zamanlamayla yapamadı, ya da doğru zamanın geldiğine bir türlü inanamadı. Sabah 6 olduğunda kız , gece için teşekkür ederek kibarca gönderdi. Bu kadar keyifli bir geceyi tekrar etmeleri gerektiğini söyleyerek vedalaştılar ama tekrar görüşmediler bile.Kız bir daha aramadı,arandığında ise nazik mazeretlerle geri çevirdi.Aikidonun kurallarını hayatına uygulamaya devam etse bile ilişkilerde işe yarayacağına dair inancını yitirmişti ve ufak ufak bu durumla gırgırını geçmeye başlamıştı. “Zamanlamanın doğruluğunu test edecek kadar cesur değilim ben” diye yarı şaka yarı ciddi yüksek sesle dillendirmeye başlamıştı çevresinde. Bir gün biri cesaret değil güç meselesi bu diye şaka yollu anlattıklarına farklı bir boyut getiriverdi ve bütün dünyası alt üst oldu. “ Yapabilecek gücü ve becerisi olan en yanlış zamanda bile harekete geçse hareketi bitirir üstelik yaptığı zoru başarmak olur, estetik durur, bunların filmi çekilir hikayesi yazılır, aikido da jeneriklik hareket olur, ama gücün yoksa en basit hareket te bile çuvallarsın, boş kaleye topu yuvarlamakiçin ayağını tam zamanında bile uzatsan topun kaleye gitmeye nefesi yetmez ya da gider auta çıkar.” Bozuldu biraz; “Bu seninle ilgili değil dostum” trüküyle üst perdeden ukalaca bir giriş yaptı diğeri “Kadın erkek arasındaki güç dengesizliği. Anlattığın hikayeyi düşünsene kız hiçbir zamanlamayı gözetmeksizin istediği hamleyi yapabilecek ve başarılı olabilecek güce sahip senin karşında. Sen iki saniyelik elin ele teması için kırk plan yapmana rağme, bahsettiğin dar ve ürkütücü sokakta kız sarılıp seni öpse, kuytu bir evin karanlığında seninle sevişmeye kalksa başarısız olur muydu? Üstelik son derece artistik bir zamanlama olacağı için filminiz çekilse böyle bir sahneyle sonlandırılması daha çok tercih edilir. Sen yapsan bunu başarılı olur muydun? Elbette olabilirliği vardır ama burada da güç kadının elinde dostum.” Allak bullak olduğunu fark eden öteki filozofça destek verdi “Üzülme be adam fizyolojilerimiz farklı ne yapalım. Fiziksel olarak ne kadar güçlü olsak da ipleri tutan hep kadın. Biz ancak senin kurallar gibi oyunlarla gücü elimize geçirmeye çalışırız, ama zamanlamanın doğru olup olmadığına hep kadın karar verir ve kendisi hiç zamanlama sıkıntısı çekmez. Sen kendinde kusur arama bu kuralları uygulamaya da devam et hayatta her zaman işine yarayacaktır” Arkadaşının bu desteği hiçbir işe yaramadı. Hala “giriyor, yapışıyor, durmuyor ve takip ediyor ama bir türlü doğru zamanı denk getiremiyor”
Zamanlama
- Etiketler
- zamanlama
Yayımlanmış